Sarkacın ucunda ki kadın…

Standart
Sarkacın ucunda ki kadın…

kayıp kadın

Öyle bir dönemde bulunuyoruz ki,  sarkacın iki ucunu yaşıyor kadın…

Sarkacın bir ucunda;

Hala kızlarına, erkeğe nasıl hizmet etmesi gerektiğini öğreten anneler var…

Hala hizmet edilen olacağını öğretiyor oğullarına…

Hala iyi temizlik yapan kız bakıyor oğluna…

Hala komşunun kızı Ayşe’yi bir erkek ile gördü mü ayıplıyor…  Ama komşunun oğlunu Fatma ile gördü mü elinin kiri diyor… Her iki şekilde de kadın, kadını yeriyor…

En basiti bizim Milli Voleybol Federasyonumuz bile kadına, kadın değil de bayan diyor… Bayanlar Voleybol Şampiyonluk Ligi olarak geçiyor… Sanki diğer tarafta Baylar Voleybol Şampiyonluk Ligi deniliyormuş gibi :)  Ki birçok kadınımız da kadın kelimesini kaba, ayıp, çirkin buluyor…

Yani bir tarafa baktığımızda kadın,  erkeğine hanım, evladına anne oluyor ama kadın kimliği ile var olamıyor…

Birde erkeği yücelten kadının tam tersi, erkeği küçümseyerek kimliğini var etmeye çalışan kadın var…

Sarkacın bu ucunda ise; kariyer ve maddi gücü hedef alarak biraz evvel bahsettiğim gelenekçi toplumun tam tersi bir yaşam sürüyor…

Kariyer yapıyor…  Bir şirkette müdür oluyor…

Erkeklerin hakim olduğu çalışma hayatında iyi paralar kazanıyor, güçleniyor ama mecburen erkek gibi düşünüyor… Erkek gibi konuşuyor… Erkek gibi davranıyor… Çünkü iş hayatında da, kadın erkeğin hâkimiyeti içinde tutuluyor… Ve yine kadın, kadın olarak var olamıyor…

Hatta bir tarafta çocuğu yapıp evliliğini garantiye alan kadın varken, diğer tarafta çocuğu yapıp evliliğini bitiren kadının var olduğu bir dönem bu… Yani kadın sarkacın iki ucuna vurmuş durumda…

İşin aslı dengeye gelmeye çalışıyoruz… Önce insan, sonra kadın olarak var olmaya çalışıyoruz…

Bu dengesizlik ilişkilere de yansıyor tabi…

Ama hepimizin bildiği gibi, kadın değişirse dünya değişir… Yeter ki yüzyıllardır bilemediği değerini bilsin…

Ay ve Güneş gibi, birbirinden farklı ama uyum içinde bütün olmamız dileğiyle :)

Madalyonun sağ tarafı

Standart
Madalyonun sağ tarafı

göz

Dünya tarihi boyunca inançlarla oynanmış…

Biliyormuş karanlık güçler,

insan kutsalına çok hassasmış…

 

Sağ madalyonunun arkasında yer alırlarmış…

İpler ellerinde,

kutsal kitaplardan dem vururlarmış…

 

Amaçları ceplerini doldurmak,

dünyaya hakim olmakmış…

Ne zaman bir şey yaptırmak isteseler,

cenneti ödül koyarlarmış…

Kızdıklarında ise,

cehennemle korkuturlarmış…

 

İşlerinde onaylanmak için,

Yaradan’ın adını kullanırlarmış…

Sorsan, onlar ilahi güçlü insanlarmış…

Burnunun ucunu gördüremeyen kibirleri,

söylediklerini kutsal,

yaptıklarını lütuf saymış…

 

Bilmeden inananlar ise,

bu karanlığın şövalyelerine kanarlarmış…

 

Bu yüzden olsa gerek,

Son kutsal kitap “ oku “ kelimesi ile başlamış…

Bu yüzden olsa gerek “ görmez misin?” sorusunu çok kullanmış…

Ve gözlerinde ki perdeleri karanlık saymış…

Deli diyorlardı…

Standart
Deli diyorlardı…

çılgın

Dokuz köyden kovulmaya razıydı

gerçeğinin uğruna…

İnanmamıştı bu dünyanın yalanına…

Susamamıştı çıkarları uğruna…

Gerçi,

“Ben mi değiştireceğim bu dünyayı” kandırmacasına

bazen kaçmıştı o da…

Ama çok anlamsız gelmişti yaşam o tarafta!

Nefsi uğruna,

koca bir aldatmaca vardı o lafta…

Ne zaman ki karar vermişti  kendini yaşamaya,

aldırmadan topluma…

İşte o zamandan beri,

deli diyorlardı o na…

Aydınlık zamanı…

Standart
Aydınlık zamanı…

sevinç

Öyle güveniyorum ki olacaklara,

Yorum yapasım gelmiyordu varsayımlarda…

Oluşan karanlığın kırılmasında,

kötü görünenin ardında,

gördüğüm o NURa,

Öyle güveniyorum ki Yaradan’a…

Tezahür edecek olanlara…

Atamın söylediği gibi tamda;

Güneşin doğudan doğduğu mesajında,

yaşanan KIYAMet zamanında,

ilahi adaletin ışığında,

güneşin altın yansımasında,

her yer aydınlanacak bir anda!

İnsan

Standart
İnsan

Bilmiyorum

İnsan,

kabul etmediği hatada,

tekrar eden sınavlarda,

suskunluğun çığlığında var olur…

 

Güneşin gölgesinde,

Duygularının çağlayışında,

Sevginin sıcaklığında yoğrulur…

 

Kibrin gururunda,

Suretinin karanlığında,

Vicdanını hiçe saydığında,

Ben’in biz olamayışında yok olur…

Ürkek Çocuk

Standart
Ürkek Çocuk

ürkek çocuk

Gözlerinde ürkek bir çocuk görüyorum,

İçimi titreten…

Kollarımı açıp sarmak istediğim…

Saçlarını koklayarak sevdiğim,

bir ürkek çocuk koklayarak öptüğüm…

Kendini bırakmak isteyen…

Bıraktığında kaybedeceğini zanneden…

Gözlerinde bir ürkek çocuk görüyorum sevdiğim…

Koynumda uyutmak istediğim…

Her nazına ses etmediğim…

‘O’ nu düşünmek…

Standart
‘O’ nu düşünmek…

çimlerde adam

Onu düşünmek,

 ışığa yol almaktı…

Ufukta ki ağaçların, gökyüzü ile buluştuğu noktaya bakmaktı…

Kışın bir anda, yaz güneşine kavuşmasıydı…

Alınan nefese, anlam katmaktı…

Şafak sökerken, kuşların sesi ile uyanmaktı…

Gece gökyüzünde ki yıldızlara bakarken,

şarabından bir yudum almaktı…

Sevdiğin müziğin ritmine bedenini bırakmaktı…

Konuşmak isterken sözcükleri anlamsız bulmaktı…

Benlik zihnin hükmünden çıkmaya başlamıştı…

Belli ki ruh aşka varmıştı…

Yaşamın her damlası…

Standart
Yaşamın her damlası…

images

 

Hikayeci hiç susmuyor…

Bu çarpıntıdan çok korkuyor…

Oysa ki tüm benliğim çarpıntıya doğru yol alıyor…

Hikayeci devam ediyor…

Bırakmalısın hayal kurmayı…

Bakalım o zannettiğin adam mı?

 

Yürek ise kısık sesle diyor ki,

Boşver şimdi sen bunları…

Uzun zaman olmamış mıydı bu çarpıntıyı duymayalı…

Yaşa kalbinin çarpıntısını…

Hisset, varoluşun sana armağanını…

Aksın içinden, yaşamamın her damlası…

İçimizdeki Faşist

Standart
İçimizdeki Faşist

images5

Tahminim 2009 yılında… Başötülü  bir arkadaşım ile buluşmak için evden çıkmıştım… ( isimler takmadır) O sırada beni uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım arayarak, İstanbul’da olduğunu ve görüşmek istediğini söylemişti…  Ve tesadüf ki, Ayşe ile buluşmak için gittiğim yol güzergahın da bir kafede otuyordu… Bende yanına kısa süreliğine uğrayabileceğimi çünkü bir arkadaşım ile randevum olduğunu söylemiştim…

Neyse, lafı fazla uzatmadan anlatmaya çalışacağım… 

Randevuma geç kalmamak için daha acele ederek yanına uğramıştım… Gittiğimde Senem’in yanında biri daha otuyordu…  Selam verip,  yanlarına oturmuştum… Senem bana, arkadaşına söyle o da buraya gelsin hep beraber oturalım demişti… Bende kendisinin başörtülü olduğunu ve mecbur kalmadıkça alkollü restoranlar da bulunmadığını söylemiştim ki, masada oturan, yeni tanıdığım kişi hemen lafa girdi ve “Aman sakın çağırma! Ben başörtülü biri ile aynı karede bulunmam! Kalkarım” demişti..

Ben şok ile beraber acayip sinir olmuştum… Nutkum tutulmuştu sanki… Bir şey söylemeden yüzüne bakmıştım uzun süre… Sonra sandalyenin kenarında duran, restoranın şalına gözüm ilişmişti… Ve şalı bir hışımla almış, başıma sarmıştım… J Ardından da ona dönerek; “Ben burada böyle oturmak istiyorum…  Kalkmak istiyorsan sen bilirsin… ”  demiştim…

Muhtemelen o da benim tepkime şok olmuştu ki, hiçbir şey söylemeden bir müddet yüzüme baktıktan sonra masayı terk etmişti…

Senem’e dönüp tepkimden dolayı kusura bakmamasını söylediğimde bana onun Cumhuriyet Gazetesi yazarı olduğunu söylemişti… 

Ben daha fazla hayal kırıklığına uğramıştım… Ve o zaman anlamıştım ki, bizim içimizde ki faşist  doğurmuştu karşımızda zannettiğimiz faşisti…

Nasıl ki ben arkadaşımın dışlamasından rahatsız olup tepki verdiysem, onlarda tepki veriyor… Tepki, tepkiyi doğuruyordu… Ve biz içimizdeki faşisti fark etmeden, karşımızdaki faşisti yok etmeye çalışıyorduk…

Oysa ki tek şey istiyorduk… Olduğumuz gibi kabul edilmek… Tıpkı karşımızdakinin istediği gibi…  İki tarafta aynı şey için savaşıyor ve değerlerini birbirine dayatıyordu… Kibirin haklılık savaşında çırpınıp duruyorduk… Birbirimizi olduğu gibi kabul edemiyorduk…

Şimdi müthiş bir değişimin eşiğindeyiz… Belli ki çok şey değişmişti içimizde…

Baksanıza tohum vermişti işte… :)

Karanlığın son evrelerinde…

Az kalmıştı, sevginin birliğine…

Yoksa sende

Standart
Yoksa sende

kalem

Yoksa sende

Korkar mısın benim gibi söylemeye…

 

O yüzden mi yazarsın…

 

Sen değil de, yazdıkların mı yaşar…

 

Neden sadece sevgili değil de, herkes duyar…

 

Hakkı değil midir sevgilinin bu duyguları paylaşmak…

 

Kalemle mi akıtırsın duygularını, dudakların yerine…

 

İçin aşk doluyken, susar mısın hep böyle…

 

Aşkı yazmak özel insanlara mahsus elbette…

 

Ama kutsal olan yaşamak değil midir sebepsizce…

 

Hatta bazen yaşanmadan kağıda dökülen aşk dolu cümleler bile,

 

öldürebilir aşkı…

 

Sevgili kıskanabilir,

 

duygularını akıttığın kağıdı…